1932 yılında Mary Knight adlı bir kadın karnının ve göğüslerinin büyümesi ve karnından gelen tekme hissiyle gebe olduğunu düşünerek Dr. Monroe'nun muayenehanesine geldi. O yıllarda parasızlık kol gezdiği ve kocası sabit bir işte çalışmadığı için düzensiz olarak sokağın aşağısındaki bir ebeyle görüşüyordu. Ancak o gün farklıydı. Karnından gelen tekmeler doğumun yaklaştığını haber veriyordu. Dr. Monroe genç kadını muayene etti. Karnı epeyce genişlemiş ve aşağı sarkmıştı, ceninin aşağıya indiğini gösteriyordu. Memeleri şişmiş, meme başları beneklenmişti.
Fakat yolunda gitmeyen bir şey vardı. Doktor, steteskopla ceninin kalp atışlarını duyamıyordu. Belki bebek garip bir biçimde dönmüştür diye düşünmüştü ancak kısa süre sonra durumun böyle olmadığını anladı. Gebeliğin tek kesin bulgusu ("kesin" kelimesine dikkat) göbek deliğinin dışa dönmesi veya dışa itilmesidir. Mary'ninki içe dönük ve normaldi. "Çıkıntılı" değil, "girintili" bir göbek deliği vardı.
Dr. Monroe hafifçe iç geçirdi. Tıp fakültesinde yalancı gebelikle ilgili çok şey okumuştu. Gebe kalmayı çaresizce isteyen bazı kadınlar -ve nadiren gebelikten derin bir şekilde korkanlar- gerçek gebeliğin tüm bulgu ve belirtilerini geliştirebilirlerdi. Karınları çok büyük boyutlara kadar şişebilir, arkaya eğilmiş bir duruş ve bel bölgesinde gizemli bir yağ depolanması görülür. Meme başları tıpkı gebelerdeki gibi renklenir. Adet kanamaları kesilir, memelerinden süt gelebilir, sabahları mide bulantısı, hatta bebeğin hareketlerini bile hissettiklerini söyleyebilirler. Tek bir şey dışında her şey normal görünür; ortada bebek yoktur.
Dr. Monroe Mary'nin yalancı gebelik yaşadığını biliyordu fakat bunu ona söylemek kolay değildi. Tüm belirtilerin aslında kendi kafasında yarattığı "ben gebeyim" durumundan kaynaklandığını söylemek ona inandırıcı gelmeyecekti. Başka bir yola başvurmaya karar verdi.
"Marry" dedi yumuşak bir sesle, "bebek gelmek üzere. Seni hemen anesteziye alacağım ve uyandığında bebek doğmuş olacak." Mary çok mutluydu ve aneteziyi kabul etti. Mary uyandıktan sonra doktor onun elini sıkıp; "Marry çok üzgünüm ama ne yazık ki bebek ölü doğdu. Elimden gelen her şeyi yaptım ama faydası olmadı." dedi. Marry yıkılmıştı. Ağlamaya başladı ancak bir süre sonra bu düşünceye alıştı. Doktorun söylediklerini kabullenmişti. Marry'nin karnı o andan itibaren günden güne küçülmeye ve normale dönmeye başladı. Artık eve gidip bu üzücü olayı ailesiyle paylaşmak düşüncesiyle hastaneden taburcu oldu.
Aradan bir hafta geçtikten sonra bir gün Dr. Monroe'nun şaşkın bakışları altında Marry muayenehaneye daldı. Göbeği kocaman bir şekilde sarkıyordu. "Doktor bey!" diye haykırdı. "Yine geldim! İkizi doğurtmayı unutmuşsunuz! İşte şurada tekmelediğini hissedebiliyorum." (Sir Weir Mitchell'in tanımladığı gerçek bir vakadır. Bkz. Bivin ve Klinger, Pseudocyesis 1937)
Ben o yıllarda böyle bir hikayeyle karşılaşsaydım saçma diyerek bir kenara atardım. Ancak Silas Weir Mitchell parlak bir klinik gözlemciydi. Ve zamanla yaşadığım klinik olgularla onun anlattıklarını bir araya getirerek yazdıklarını dikkate almam gerektiğini öğrendim.
Geçmişte pek çok yalancı gebelik hastasına sezaryen yapılmıştır. Dr. Monroe'nun Mary'de saptadığı gibi, ispiyoncu tanı bulgusu göbek deliğinde yatar. Yalancı gebeliğe sebep olan esas pay kültürel etkenlere aittir. 1700lü yılların ikinci yarısında 200 gebelikten biri yalancıyken günümüzde 10,000 gebelikten biri oranına düşmesinin sebebi de kültürel olabilir. Geçmişte bir çok kadın, çocuk doğurmak söz konusu olunca üstlerinde toplumun aşırı baskısını hissediyordu. Gebe olduklarını düşündüklerinde bunu yalanlayacak bir ultrason cihazı yoktu. Bunun aksine gebe kadınlar günümüzde sürüyle muayeneden geçiyor ve gebe olup olmadıklarıyla ilgili şüpheye yer bırakmadan kesin bilgi alabiliyorlar. (Yalancı gebelik fosil bir hastalıktır. Öyle nadirdir ki artık görmek çok zor. Bu durum ilk defa MÖ 300'de Hipokrates tarafından tanımlandı. İngiltere Kraliçesi Mary Tudor'u etkiledi, iki kez sahte gebelik yaşayan kraliçenin bir gebeliği on üç ay sürdü. Freud'un en tanınmış hastalarından biri Anna O.'da yalancı gebelik yaşayanlardan. Tıp literatürü bunu yaşayan iki transeksüel bile tanımlıyor. Yalancı gebelikle ilgili son çalışmalar için bkz. Brown ve Barglow, "Pseudocyesis" 1971; Starkman ve arkadaşları, "Pseudocyesis" 1985.)
Yalancı gebeliğin sebepleriyle ilgili yapılan araştırmalarda elde edilen sonuçlara göre; çocuk isteği veya gebelik korkusu gibi konularda yaşanan depresyonu takiben hormonal mekanizmaların değişmesi ve gebelik ile ilgili hormonların salınmasının bu belirtilere sebep olabileceği düşünülmüştür. Bu görüş ünlü bir klinik gözlem olan ciddi depresyonun adet kanamasını durdurabileceği gözlemiyle uyumludur. Hastalandığınız veya depresyona girdiğinizde vücutta bulunan kıymetli yaşamsal kaynakları (enerji,hücre üretimi vs. gibi) yumurtlama ve gebelik için harcamayı önlemeye ve mevcut depresyon veya hastalığın tedavisinde kullanmaya yönelik bir evrimsel tasarruf stratejisidir bu.
Fakat depresyon sırasında adet kanamasının kesilmesi yaygın olsa da yalancı gebelik çok nadirdir. Belki de çocuk saplantısı olan bir kültürde çocuksuz oluşun yarattığı depresyonla ilgili özel bir şeyler vardır. Bu soruların nihai yanıtı ne olursa olsun, yalancı gebelik, zihin ve beden arasında bulunan hiç incelenmemiş ve gizemli alanları araştırmak için değerli bir fırsat sağlamaktadır.
Beyindeki Hayaletler (İnsan Zihninin Gizemlerine Doğru)
Dr. V.S. Ramachandran


